Çarşamba, Mart 11, 2026
Google search engine
Ana SayfaGenelMuğla Milletvekili Gizem Özcan’dan bütçe tepkisi;

Muğla Milletvekili Gizem Özcan’dan bütçe tepkisi;

“Biz; görmezden gelinenlerin, yok sayılanların sesiyiz”


Muğla Milletvekili Avukat Gizem Özcan, 2026 Bütçesi görüşmelerinde iktidarın bütçeyi
“insan hayatını değil maliyeti esas alan” bir anlayışla hazırladığını belirterek, “Siz
sarayı büyütüyorsunuz, biz hayatı büyütüyoruz; bu ülke sarayın değil halkın olacak, ve
halkın iktidarını hep birlikte kuracağız” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Muğla Milletvekili Avukat Gizem Özcan, Türkiye Büyük Millet
Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi üzerine
konuşma yaptı. 2026 yılı bütçesinin de her bütçe gibi rejimin bir aynası olduğunu ifade ederek
konuşmasına başlayan Özcan, “Yüzyıllar önce bütçe hakkı için mücadele edenler, bütçeler sizin
gibilerin elinde yoksulluğu yöneten, adaletsizliği kalıcılaştıran bir araca dönüşmesin diye canını ortaya
koydu. Devletin parasına kim karar veriyorsa o devletin kimin için yönetildiğine de o karar verir. Siz,
saray bütçeleriyle bu tarihsel kazanımı tersine çeviriyorsunuz. Biz ise bu Meclisi yeniden egemenliğin
merkezi hâline getirmek için buradayız” dedi.
“Bütçeye insan hayatı üzerinden değil, maliyet kalemi üzerinden bakıyorsunuz”
İktidarın bütçeye insan hayatı üzerinden değil, maliyet kalemi üzerinden baktığını vurgulayan
Milletvekili Özcan, “Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel bu kürsüden belediyelerimizin ne yaptığını
tek tek anlattı, yurtlara, kreşlere okullara sağladığımız temiz içme suyunu, tarım ve istihdam
desteklerimizi yani kamunun asli görevlerini hatırlattı. Buna karşılık Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı
bunlara ‘fantastik harcama kalemleri’ dedi. İşte, bu noktada ben size tam da aramızdaki vizyon farkını
anlatacağım. Siz ‘fantastik’ diyorsunuz, biz sosyal belediyecilik diyoruz. Siz yurt yapmayı lüks
görüyorsunuz, biz barınamayan gençliği görüyoruz. Siz toplu konutu bütçeye yük görüyorsunuz, biz
ise kira kıskacında ezilen milyonları görüyoruz. ‘24’üncü bütçe’ diye övünüyorsunuz da neden her yıl
500 bin sosyal konutu inşa etmediniz? Çünkü siz bütçeye insan hayatı üzerinden değil, maliyet
kalemleri üzerinden bakıyorsunuz” dedi.
“İktidarın anlayışında ne sorumlu var ne de hesap verme!”
İktidar doğal bir olayın nasıl olup da toplumsal bir felakete dönüştüğünü göremediğini ifade eden
Özcan, “İktidar göremediği gibi de hiç kimse istifa etmeden, hesap vermeden bu süreçleri geçiştirmeye
çalışıyor çünkü sizin anlayışınızda sorumlu yok, hesap verme yok. Biz İstanbul’da kimse ölmesin diye
depreme dayanıklı, dirençli kentler kurmak için gecemizi gündüzümüze katarız, riskli binaları tespit
ederiz, kamusal alanları güçlendiririz ama bütün bunlar size fantastik gelir. İşte, aramızdaki fark
budur. Siz felaket olduktan sonra konuşursunuz, biz felaket olmadan önce sorumluluk alırız”
“Siz cinayetten sonra konuşuyorsunuz; biz, cinayet olmadan önce sorumluluk alınmasını
istiyoruz”
İktidarın sorumsuzluğunun yalnızca afetlerde değil, hayatın her alanında karşılarına çıktıklarını
söyleyen Özcan, şunları ifade etti; “Biz kadınlar ölmesin diye konuşuyoruz, kadın cinayetlerini
önlemek için önleme, koruma mekanizmaları etkin işlesin diyoruz. Kadınlar örgütlensin, kamusal
güvencelere sahip olsun diyoruz çünkü biliyoruz, şiddet olduktan sonra salt ceza vermek çözüm değil.
Siz ne yaptınız? Bizim yaşatır dediğimiz İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıktınız. Sonra ne
yaptınız? Kadınların öldürülmediği bir düzeni kurmaktan geçtiniz, katillere verilen cezayı artırmayı
tek çözüm diye sundunuz. Oysa bu ülkede sorun, cezasızlık kültürü; sorun, koruma kararlarının
uygulanmaması. Sorun, kolluğun, yargının, sosyal hizmetlerin kadınları yalnız bırakması; sorun, erkek
şiddetini besleyen bu siyasal iklim. İşte, aramızdaki fark tam da burada. Siz cinayetten sonra
konuşuyorsunuz; biz, cinayet olmadan önce sorumluluk alınmasını istiyoruz çünkü kadınların
yaşamasını istiyoruz.”

“Çocukların ölümüne neden olanlar dışarıda, buna itiraz eden gençler cezaevinde”
Yasaların AKP döneminde âdeta yılan gibi sadece çıplak ayaklıları ısırdığına dikkat çeken Özcan,
“Yoksulu ısırıyor, işçiyi ısırıyor, kadını ısırıyor, genci ısırıyor, öğrenciyi ısırıyor ama saray tarafından
zırhlananlara dokunmuyor. İşte, bunun en çıplak, en acı örneği karşımızda duruyor. Millî Eğitim
Bakanlığı eliyle işçileştirilen 17 MESEM’li çocuk hayatını kaybetti. Bu çocuklar için bir daha kimse
ölmesin diye eylem yapan 16 genç tutuklandı. Soruyorum size: Bir tane sadece bir tane kamu görevlisi
yargılandı mı? Hayır. Çocukların ölümüne neden olanlar dışarıda, buna itiraz eden gençler cezaevinde;
bu mudur adalet? Bugün bu ülkede hukuku çıplak ayakla yürüyenlerin yoluna döşenmiş bir tuzak
hâline getirdiniz. Biz, bu düzeni kabul etmiyoruz. Çocuklara gelince bir kap sıcak yemek
veremiyorsunuz. Okulda beslenme diyoruz, “Kaynak yok.” diyorsunuz ama iş kur korumalı mevduata
gelince, bir kalemde 1 trilyon 470 milyar lirayı bulabiliyorsunuz. İşte, tercih, bir tarafta beslenme
çantası boş çocuklar, diğer tarafta faizi hazine tarafından ödenen mevduatlar. Siz buna “Ekonomi.”
diyorsunuz. Biz, buna, yoksuldan zengine servet aktarımı diyoruz” dedi.
“Siz hukuku esnetilebilir bir alan olarak görürsünüz; biz, hukuku, herkes için istisnasız
bağlayıcı görürüz”
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un; ‘Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyma
oranı yüzde 91’ ifadesini hatırlatan Özcan, “Peki, o zaman soralım: Biz de yasalara yüzde 91 oranında
uyup yüzde 9 oranında uymayabilir miyiz? Vergiyi yüzde 91 ödesek oluyor mu? Mahkeme
kararlarının yüzde 91’ine uysak yeter mi? Hukuk böyle bir şey mi? Asıl mesele şu: Sayın Bakanın
verdiği bilgi de doğru değil. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki öncü kararlarını
kapatma oranı yüzde 68. Avrupa Konseyine üye 47 ülke arasında 39’uncuyuz yani tablo nettir: Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yaklaşık yüzde 32’si uygulanmamaktadır. Peki, bu ne demektir
biliyor musunuz? Bu, hukukun üçte 1’inin askıda olması demektir. İşte, aramızdaki fark tam da burada.
Siz, hukuku, oranlarla idare edilebilecek, işinize geldiğinde uygulanacak, esnetilebilir bir alan olarak
görürsünüz; biz, hukuku, herkes için istisnasız bağlayıcı görürüz çünkü hukuk yüzdeyle uygulanmaz.
Ya hukuk devletisinizdir ya hukuk devleti değilsinizdir. Siyah veya beyaz kadar net, grisi yok bu işin.”
Dedi.
“Siz, yeni cezaevleri yapmakla övünüyorsunuz; biz, boşalan cezaevleri hedefliyoruz”
Bugün cezaevlerinde 433 bin 543 kişinin bulunduğunu, Almanya’da ise bu sayının 59 bin 413
olduğunu vurgulayan Özcan şunları söyledi; “Nüfusu Türkiye’ye yakın olan Almanya’da cezaevindeki
kişi sayısı Türkiye’nin sekizde 1’i düzeyinde ve daha da vahimi 433 bin kişinin yüzde 15’i tutuklu yani
hakkında henüz hüküm yoktur. Peki, tüm bunlar olurken masumiyet karinesini neden askıya
alıyorsunuz? Siz cezayı bir yönetme biçimi olarak kullanıyorsunuz. Biz ise özgürlüğün kural,
tutuklamanın istisna olduğu bir adalet düzenini savunuyoruz. Siz, yeni cezaevleri yapmakla
övünüyorsunuz; biz, boşalan cezaevleri hedefliyoruz.”
“Siz sandıkta yenilgiyi kabullenemiyorsunuz; biz ise halkın iradesine yaslanarak siyaseti
büyütüyoruz”
Türkiye’de 3 Büyükşehir Belediye Başkanının cezaevinde olduğunu hatırlatan Özcan, “O kadar mı?
16 Belediye Başkanımız, 102 yol arkadaşımız cezaevinde. Siz sandıkta yenilgiyi kabullenemiyorsunuz
çünkü halkın iradesini bir risk olarak görüyorsunuz. Biz ise halkın iradesine yaslanarak siyaseti
büyütüyoruz. Buradan tüm yol arkadaşlarımıza selam olsun. biz, çocuğun gülümsemesindeki
mutluluktayız, okula aç gitmeyen çocuğun gözlerindeki ferahlıktayız. Biz, gencin hayalindeki
umuttayız, bu ülkede kalabileceğine, okuyabileceğine, üretebileceğine inanmasındayız. Biz, bu ülkede,
bu bütçede görmezden gelinenlerin, yok sayılanların sesiyiz. Siz korkuyla yönetiyorsunuz, biz umutla
kuruyoruz. Siz sarayı büyütüyorsunuz, biz hayatı büyütüyoruz ve buradan açıkça söylüyoruz: Bu ülke
sarayın değil halkın olacak ve halkın iktidarını hep birlikte kuracağız” diyerek sözlerini tamamladı.

RELATED ARTICLES
- Advertisment -
Google search engine

Most Popular

Recent Comments