Güzellik Bir Zevktir Güzelliği Yaratmak İse Bir Sanat

0
97

PROF. NURAN BİLGİN

Profesör Nuran Bilgin’in söyleşimiz için bizi kabul ettiği evine adım attığımız anda kendimizisanatın, bilginin, bilgeliğin ve kültürün içinde bulduk.  Muhteşem deniz manzarası, harika kelebek koleksiyonu,  kendi elleriyle yaratmış olduğu nefis bir ikebana örneği, kitaplar, tablolar, heykeller, bahçesinde yine kendi emeği ile geliştirdiği bonzai…Doğrusu nereye bakacağımızı şaşırdık.  Bu her köşesi ayrı değer yüklü evde Nuran Hanım’ın ikram ettiği damla sakızlı bol köpüklü kahvemizi içerken tadına doyulmaz bir söyleşi yaptık.

Profesör Nuran Bilgin Gazi Üniversitesi Tasarım ve Sanat Fakültesinden mezun. 

1969 -1971 yılları arasında İngiltere de master çalışması yapmış, 1982’de sanatta yeterlilik kazanmış, 1983 yılında Gazi Üniversitesinde yardımcı doçent, 1986 yılında doçent 1992 yılında ise profesör olmuş.  2000 yılında ise mezun olduğu okuldan emekli olarak ayrılmış. Eğitime önem veren entelektüel bir ailenin kızı, beş kardeşin en küçüğü. Annesi 1907 babası ise 1901 doğumlu. Osmanlı Bankasın’da çalışan babası,  Atatürk Mersin’e geldiği zaman Atamızın elini öpme şansına sahip olmuş. 

Nuran Hanım, sanatla ilgilenen her bireyin kendine göre bir sanat tanımı var, size göre sanat nedir?

Bir insanın yaşadığı bir duyguyu, belirli dışsal işaretlerle estetik özelliklerini katarak, bilinçli olarak başkalarına yansıtmasıdır. Bu dışsal işaretler: çamurdur, mermerdir, tahtadır, boyadır, kâğıttır kalemdir, kumaştır, metaldir, sudur, camdır. Yani heykeldir, seramiktir, resimdir, müziktir, bestedir, koreografidir, sahnedir, şiirdir,  edebiyattır, kitaptır. Sanatın amacı güzelliği ortaya çıkartmaktır.

Ayrıca sanat, hayat için zorunlu olan tek bir insanın ve bütün insanlığın esenliğe yürüyüşü için önemli, insanları aynı duygularla güzelliğin ortaya çıkarılması çerçevesinde birleştiren ilişkiler ortamıdır.

Güzellik nedir?

Güzelliğin özü çokluk içinde tekliğin sanat yoluyla elde edilerek ortaya çıkarılmasıdır. Zaten sanat neyin güzel olduğunu anlamada bizi yönlendirir.

Size göre ülkemiz insanının plastik sanatlara ve el sanatlarına yaklaşımı nasıl?

Biz sanatı batı ölçülerinde uygulayan, hatta birçok konuda uluslar arası podyumlarda başarı kazanmış sanatçılara sahip bir ülkeyiz. Geleneksel el sanatlarına, plastik sanat özelliklerini de katarak, ayrı ölçüde turizme katkı yapacak şekilde uygulamaktayız. Bazı konularda plastik sanatla, el sanatlarının iç içe olduğunu görmekteyiz.  Ama,  genel olarak plastik sanatlarla el sanatlarını yan yana koymayı beceremiyoruz. Çünkü zanaatla el sanatlarını ve plastik sanatları birbirinden ayırt edemiyoruz. Önce bu kavramların ayırtına varmak gerekir.

Ülkemizde sanat deyince önce resim ve heykel akla gelir, el sanatları bunlardan sonra gelir. Oysa, plastik sanatların kaynağı da el sanatlarıdır. Bir ressam gördüğü bir elmayı tuvale aktardığı zaman sanat olur aynı elmayı Anadolu kadını iğne oyasıyla yaptığı zaman sanat olmaz diye bir bakış açısı olmamalıdır. Çünkü halıların, kilimlerin, çarpanaların her biri birer sanat eseridir. Her biri duyguları, düşünceleri, hayalleri, güzellikleri barındırırlar ve tekdirler.

Folklorik turizm ürünleri tasarımı konusunda çok başarılı projelerinizi hayata geçirmişsiniz. Bize bu projelerinizden söz eder misiniz?

1990 yılında “Kayseri Yeşilhisar İlçesi, Aşağı ve Yukarı Soğanlı köyleri için “Soğanlı – Yeşilhisar Kapadokya Bebekleri “ projesini hazırladım ve tasarımı hayata geçirdim. Şimdi pazarlarda, hava alanlarında, turizm bakanlığının açmış olduğu hediyelik eşya mağazalarında satılıyor ve gerçekten iyi gelir sağlıyorlar. Özellikle Japon ve Fransız turistler severek satın alıyorlar. Bebekler Kapadokya’da aile içi kolektif bir çalışmayla üretiliyor. Düşünsenize, aileye miras olarak saksı kadar bir tarla kalmış ve geliri ailenin yaşamını sürdürmesine yeterli değil. Dolayısıyla turizm konusuna yeni konular öğreterek aile bütçelerine katkıda bulundum. Babalar çatal gövdeyi kesiyor, anneler ve genç kızlar elbisesini yapıyor, çocuklar gazoz kapakları toplayarak bebek yüzünün yapılmasına destek veriyor. Bir de ailelerin yetişkin kızları başka bölgelere gelin giderse, bu bebek yapımını da gittiği bölgedeki insanlara öğretiyor böylece daha geniş alanlarda üretim yapılabiliyor.

Ayrıca Kapadokya’da “Deri Dokulu Toprak Kaplar” adı altında hayata geçirdiğim bir proje daha bulunmaktadır.

Nuran Hanım’ın başarıları ve ödülleri saymakla bitmiyor.  11 tanesi katılımlı 12 si kişisel olmak üzere 23 sergisi var. Ankara Fransız Kültür Derneğinde açtığı, “Toprak Kaplar Sergisi” istek üzerine Finlandiya, İsveç, Norveç, Danimarka ve Almanya da sergilenmiş. Krakow Sanat Bienalinde 71 ülke arasında Türkiye ye Dünya ikinciliği kazandırmış. Foklorik Yapma Bebeği turizme kazandırdığı için Ankara Sanat Platformu tarafından “Sanatta Yetkin Kadınlar” konusunda tasarım ödülü kazanmış.

 

 

 

 

 

 

Bir de “Çığlı-Çaputlu Datça Nazarlıkları projeniz var

Bu proje, emekli olduktan sonra 2001-2006 yılları arasında Datça’da Anadolu Nazarlıkları konusunda yaptığım araştırmadan yola çıkarak hazırladığım bir projedir.

Bu nazarlıklar çaput ve kargıyla yapılıyor. Kargı zaten her yerde var (yörede adına “çığ” diyorlar), bizim bolca çaput bulmamız gerekiyordu. Önce halka duyuru yaptık, sonra oradaki askeri birliğin komutanıyla konuştuk ve yıkamak koşuluyla atılacak eski giysileri, çamaşırları istedik, memnuniyetle yardımcı oldular.

Konu projeye uygun bir şekilde gelişince, Ankara Sanayi Odası yetkilileri ile görüşerek projemi anlattım. Ankara Menekşe Sokaktaki tekstil atölyelerinden atılan artık kumaş parçalarının bize iletilmesine yardımcı olmalarını istedim. Her hafta sonu 3 çuval artık parça göndererek yardımcı oldular. Gönüllü olarak bir kargo firması bunu bizlere iletti.

Bu bölgeye ait turizmde “souvenier” hatıra eşya olarak turizme aktaracakları bir çalışma yoktu. Yaptığım tasarım, sıfır maliyetli, hem de turiste hitap eden özelliklere sahipti. “Çığlı Çaputlu Datça Nazarlıkları” adı altında seri üretimli çalışmayı 6 sene üst üste sergileyerek satışa sunduk. Sonuç son derece tatminkardı.

Bu projeyi hayata geçirmek için belirlediğiniz hedef kitle kimlerdi?

Öncelikle eşi olmayan, maaşı olmayan, sadece yaz aylarında işçi olarak çalışıp kazandığı parayı kış aylarında yemek zorunda olan kadınlardı. Başlangıçta 20 kişiyi eğitimci olarak yetiştirmeyi hedeflemiştik ama karşımıza 100 kişi çıkageldi.

Bu çalışmayı yapmak isteyip başvuranlar arasında, eşini kaybetmiş kadınlar, genç kızlar ve evlerinin sorumluluğunu yüklenmiş kadınlar bulunmaktaydı. Öğretici kadro yetiştirmek üzere kriterlerimize uygun olmayanları eledik ve 20 kişi ile bu işe soyunduk. Ürettiklerine köy isimleri koyduk, 6 sene üst üste sergi açtık, sergi gelirlerinin tamamını üreticiler aldılar. Buradaki kazancıyla çocuğunu okutanlar, kendine ufak bir yer alanlar bile oldu. Bu bizi çok mutlu etti. Daha sonra “boynuz kulağı geçermiş” sözü gibi modellerimize dantel ve benzeri ufak tefek ilaveler yaptılar, çok güzel işler çıkarttılar. Tasarım ucu bucağı olmayan ve hiç kimsenin aç kalmayacağı bir konudur.

Nazarlık üretimi halen devam ediyor mu?

Maalesef ucuz, emek gerektirmeyen kilo hesabı ile satılan Çin malları önümüzü kesti. Günün birinde bu ithalatın kesilmesini ve el emeği yöresel sanatlarımızın yeniden değer kazanmasını ümit ediyoruz. Ülkemizde alım gücü azaldı, yeniden el sanatlarına dönüş olacaktır. Şimdi sadece pazarlarda satılıyor ve sipariş üzerine çalışıyorlar. Eski Datça’da da hanımlar kurs almamalarına rağmen uygulanan teknikten yola çıkarak ve gördüklerini uygulayarak kendilerine göre çalışma yapmaktalar.

Projelerinizde neleri hedeflemiştiniz?

Hem Anadolu el sanatını canlandırmayı hem de yöre insanlarının gelir elde etmelerini hedefledim.

Anadolu kadını şehir kadını gibi değildir. Kadın tarlada çalışır, evde hizmet eder, evin yönetiminde de söz hakkına sahiptir ve bir takım alışkanlıkları vardır. Annesinden dantel yün işi öğrenmişse veya halı kilim dokumayı öğrenmişse bildiğinin dışına çıkmak istemez. Ya da bazı bölgelere baraj santral yapımı kararı çıkar, köyler boşaltılır ve mecburi iskân yapılır. Yaklaşık 2 sene yeni çevrelerine alışana kadar oradaki köylüler hiçbir şey yapamazlar ama yaşamlarını sürdürebilmek için para kazanmaları gerekir. İşte böyle zamanlarda bu çalışmalar imdatlarına yetişir. Etraflarındaki malzemeleri değerlendirerek düşük maliyetle yapımı kolay objeler üretirler ve gelir sağlarlar. Turizm bacasız sanayidir,  ve ona katkıda bulunmak turizmde yöre sanatlarını geliştirmek en büyük hedeflerden birisidir.

3 kitap yazdınız. Biraz da kitaplarınızdan söz edelim?

ILO (Uluslar arası Çalışma Örgütü) benden baraj yapımlarından dolayı zorunlu iskan bölgelerinde neler yapılabilir konusunda bir söyleşi talep etti. Paylaşımlarım gerçekten ciddiye alındı ve hem Kültür Bakanlığı hem de Tarım ve Orman Bakanlığı benden paylaşım konularımla ilgili kitap yazmamı istediler. Uzun ve derin araştırmalarımın sonunda kitaplarımı yazdım.

Özellikle folklorun zengin olduğu ülkemizde folklorik hatıra eşyalarının üretimini halka maletme, geliştirme ve turizme katmanın pek çok faydası olacağı inancındayım.

Öğrencilerime daima şunu öğrettim; benim size öğrettiklerim sadece öğrencilerinize öğretmek için değil, öğrencileriniz kadar ailelerine de yönelik çalışmalar yapmanız içindir.  Öğrencilere, çalışmalarına yeni tasarımlar eklemek zorunda olduklarını hissettirdim.

Salonunuzu süsleyen size ait heykeller görüyoruz

Heykellerimi kendi çektiğim fotoğrafları kullanarak bazen de doğrudan canlı objelere bakarak yapıyorum. İleride bir tarihte, Çamur Evi’nde bir sergi açmayı düşünmekteyim.

Müzikle de ilgileniyorsunuz ve çalgı aleti olarak kanunu seçmişsiniz

Çok iyi bir kanuni değilim ama çalarken kendimi iyi hissediyorum. Kanun dersi aldım, notayla çalıyorum ve gerçekten ciddiye alıyorum.

Profesör Nuran Bilgin ile konuşulacak o kadar çok şey var ki sayfalarımıza sığmaz. Zarafetiniz ve harika ev sahibeliğiniz için teşekkür ederiz Nuran Hanım, doyamadık tekrar geleceğiz.

Röportaj: Gül Özdündar Şenay

 

Yorum Yaz

Lütfen Yorumunuzu yazınız!
Adınız

*