Faruk Ertunç

0
247

Açıldığı günden bu yana bini aşkın sergiye evsahipliği yapan Marmaris Kültür ve Sanat Evi’nin konuk sanatçıları arasında tanıştığımız ve tanımaktan büyük keyif aldığımız değerli sanatçı Faruk Ertunç ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Mesleği: Mimar. İlgi duyduğu ve her birine mesleğiymişçesine emek verdiği alanlarda da öyle çok proje üretiyor ki… Bu kadar işin üstesinden gelebilmesinin sırrını kendisine sorduk. Bence, ondaki sonsuz doğa sevgisiyle beslenen çocuksu bir merak ve dizginlenemeyen bir iştah bunun yanıtı. Titizlik, sabır, disiplin gibi kalıplaşmış başarı önkoşulları zaten kendiliğinden oluşuyor böylesine verimli bir ruhun tezgahında…

 

-Mesleğiniz nedir?

Mesleğim mimarlık. Mimar Sinan Üniversitesi 1971 mezunuyum.

-Mimarlık dışında nelerle uğraştınız?

Spor, bilimsel araştırmalar ve sanatsal uğraşlar benim önem verdiğim şeyler olmuştur. Fırsat buldukça sualtı, dağcılık gibi sportif faaliyetler ve mağara araştırmalarıyla ilgilendim. Bu arada birçok derneğin de kurucusu oldum. K.A.S.K. (Kocaeli Amatör Fotoğraf Sanatçıları Derneği), KODADİK (Kocaeli Üniversitesi Dağcılık Kulübü), Kocaeli Sanayi Odası Oda Orkestrası, OFSAD (Ordu Amatör Fotoğraf Sanatçıları Derneği) bunlardan bazıları. Şu anda da aynı zamanda MARFOD yani Marmaris Fotoğraf Dostları Derneği ile Marmaris Kamp Karavan Derneği üyesiyim.

 

-Aralarında fotoğrafçılığın da bulunduğu bir çok dalda  ödülleri olan bir sanatçısınız.  Bize ödülleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Üç ayrı konuda ödüllerim var. Mobilya tasarımıyla da uğraştım, mesleğim icabı birçok bina projesi çizdim ve iç mimar olarak da çalıştım. Bir tasarım projesiyle İspanya’dan altın madalya aldım. Arkeoloji ve paleoantropoloji ile de uğraştım. “Karadeniz’in Dip Tarihi” projesiyle Henry Ford Avrupa Çevre Koruma Ödülü’nü aldım. Fotoğraf sanatıyla ilgim ise bana, Türkiye’den 300, uluslararası alandan ise  60 ödül sahibi olmamı sağladı. Ayrıca, Türkiye ve yurtdığındaki mezelerde fotoğraflarım sergileniyor.

 

 

-Faruk Bey, fotoğraf sanatına ilginizin başlangıcından söz eder misiniz?

1968 yılıydı. Üniversitede Sedat Hakkı Eldem ödev olarak Mudanya’da bir rölöve projesi hazırlamamızı istemişti. Metre ayarı yok, pozometre yok; körüklü Zeiss- İkon’la çektiğim fotoğraflar hakkında hocamın yaptığı yorum bendeki fotoğraf ışığını yakmış oldu. “Bugüne kadar böyle fotoğraflar gelmedi” demişti Sedat Hakkı Bey.

 

-Siz ondan sonra fmı otoğraf çekmeye başladınız?

Sadece gönlüme düştü o zaman . 1980 yılında KASK’ı (Kocaeli Fotoğraf Sanatı Derneği) kurduktan sonra başladım. 1985 yılında da FOTOGEN üyesi oldum. Dünya fotoğrafına da adım atmış oldum böylece… Arkadaşların yardımıyla albümleri aldık; onlara baka baka oralarda neler yapıldığını gördük. Fotoğrafı onlardan öğrendim, işin ne olduğunu anladım. Çok kare izlemeyince kavrayamıyorsunuz… KASK yönetimini bıraktıktan sonra çok çekmeye başladım. Fotoğrafta kişiliğimi buldum diyebilirim…

 

-Ne tür fotoğraflar çekiyordunuz o zamanlar?

Başlangıçta kreatif fotoğraflar çekiyordum. Yurt dışında ilk başarılarımı kreatif fotoğrafla elde ettim. Önce tasarımını yapıyorum kağıt üzerinde, sonra gerçekleştiriyor ve çekiyorum. Fotoğraf bölümü mezunları, o zamanlar bu tutumuma karşı çıktılar. 20 yıl sonra geldikleri nokta, kreatif fotoğraf çalışmalarının daha değerli olduğu düşüncesidir. İlk deneysel fotoğrafları yapanlardan biriyim Türkiye’de. Şinasi Barutçu Kupası’na katılmıştım, bu yüzden kaybettim. Hattâ Seyit Ali Ak jüri üyesiydi o yarışmada ve “Sen Avrupa için fotoğraf yapıyorsun!” demişti bana.

Gültekin Çizgen ve Ara Güler de belgesele prim verdiler, kreatif fotoğrafı desteklemediler. Türk fotoğrafının aşama yapmasını engellediler bu tutumlarıyla. Ben de bu kavgam yüzünden Engin Özendes’in “Türkiye’de Fotoğraf” adlı kitabına giremedim.

 

-Kreatif fotoğrafta daha mı üretkensiniz?

Yaratıcı yönü emek istediğinden düş gücümü zorluyor ve bu da yaptığım işe inancımı daha da güçlendiriyor. Ve aslında fotoğrafı oluştururken, belgesel çekimde duyduğumdan daha büyük bir heyecan duyuyorum.

 

-Gelişmiş ülkelerde fotoğraf bir sanat dalı olarak benimsenip gelişimi sürekli desteklenirken, bizde neden böyle yürümüyor işler?

Türk halkı, orta eğitimde yeteri kadar bilgilendirilmediği için sanata ilgi duymuyor. Bundan fotoğraf da nasibini alıyor; fotoğraf sanatçılarının fotoğrafları sanat eseri olarak satılmıyor. Fotoğraf makinesi müzeleri var. Keşke fotoğraf sanatı müzeleri de kurulsa… O zaman, fotoğraf sanat mı değil mi tartışması biter; hiçbir dünya ülkesinde tartışması olmayan bir konu bizde de çözümlenmiş olur. Böylece fotoğraf sanatının gelişimine en büyük katkı yapılmış olur.

Gelişmiş ülkelerde, amatör ve profesyonel fotoğraf sanatçıları sponsorlarla sanatlarını geliştirirler; fabrikalar ve ticari işletmeler sanatın arkasındadır. Bu da 20 ve 21. yüzyılda Avrupa ve Amerika’da sanatsal gelişimi yeni bir Rönesans boyutunda etkilemiştir. Türkiye’de ise, ne yazık ki, orta eğitimin de yanlış ve yetersiz oluşu, ilerde fabrika sahibi, fabrika müdürü veya bir ticari işletme sahibi konumuna gelebilen insanların sanata bakış açısını etkilemekte ve sanata karşı ilgiyi sağlayamamaktadır. PSA veya FIAP gibi kuruluşların yarışmalar ve ödüllerle, dünya amatör fotoğraf sanatına büyük katkıları olmaktadır. Profesyonel fotoğraf sanatçıları, gelişmiş ülkelerde, açtıkları sergilerle ve yaptıkları özel çalışmalarla bu sanatın zirvesine tırmanıyorlar. Sponsorların katkısıyla, kitapları ve fotoğrafları satılıyor ve müzeleri dolduran değerli eserlerin sahibi oluyorlar. Türkiye’de böyle bir düzenin kurulamaması bu sanatın gelişmesine en büyük engeldir.

Amatör fotoğraf sanatçılarının çalışmaları çok önemlidir ve desteklenmelidir. Ayrıca sergiler ve gösteriler başta olmak üzere yarışmalar da etken olmaktadır. Fakat jüride görev yapanların yanlış kişilerden seçilmeleri, dünya fotoğrafını takip edememeleri ve fotoğrafı, kreatif yönünü ele almadan sadece belgesel olarak düşünmeleri bu sanatın gelişimini engellemektedir. Türkiye’de jürilerin yanlış kararları, zaten kendisini anlatamayan bu sanatın değerli bir sanat dalı olmasını engellemektedir.

 

-İyi fotoğraf çekmek zor mudur?

Fotoğraf sanattır, üstelik yaratıcılığın daha da önem kazandığı bir sanat dalıdır. Tasarımları bir resim veya heykel sanatı gibi kafanızda oluşturup kolayca gerçekleştiremezsiniz. Muhakkak bir çok şey eksiktir. Ve bu da size bağlı değildir. Örneğin çok iyi bir konu bulduğunuzda gök yüzünün çıplaklığı başarılı olmanızı engeller… Bu durumda karenizin içine gökyüzünü almayarak sorunu kısmen çözebilirsiniz. Bazı durumlarda da filtre ve dolgu flaşı kullanarak teknik çözümlere ulaşabilirsiniz. Görüldüğü gibi, fotoğraf da, diğer sanat dalları gibi, bilgi olmadan yapılamaz.

İşin kültürel boyutunu da düşünecek olursak, elbette ki, fotoğrafınızı yüzde yüz etkileyecek birikimlerinizin de olması işinizi kolaylaştıracaktır.

 

-Efendim, sizi tanımak, Marmaris’te sizin gibi değerli bir insanın varlığını bilmek, öğrenmek inanın bizi çok mutlu etti. Umarız, başka bir zamanda başka bir konu üzerinde, mesela mimariden yada çevre bilimlerinden daha çok sohbet edebileceğimiz bir söyleşide tekrar buluşuruz.. Çok ama çok teşekkür ederiz..

 

Ben de sizlere çok teşekkür edrim

 

İŞTE FARUK ERTUNÇ’UN FOTOĞRAFLARIYLA ELDE ETTİĞİ BAZI BAŞARILAR

 

ULUSAL

1991 Abdi İpekci ödülleri 1. ödülü

1995 ve1997;de Yunus Nadi ödülleri, 1. ödülü

1997 Tema Vakfı, 1. ödülü

2001Deniz Ticaret Odası 1. ödülü Uluslararası ödüllerinden bazıları,

1988 Smetwick İngiltere Altın madalya,

1988 KODAK ALMANYA birincilik,( Yarışmaya gelen 10.000 fotoğraf arasında)

1989 FAMIGLIA -İTALYA Altın madalya,

2002 ALGARVE -PORTEKİZ Gümüş madalya.

 

ULUSLARARASI

1988 FIAP müzesine bir fotoğrafı alındı

1990 Fransa Macon fotoğraf derneğinin 20 YIL. katalogunda dünyadan seçilen 200 fotoğrafçı arasında yer aldı

1997 PHOTOGRAPHY YEAR BOOK’ta Dünyadan seçilen 200 fotoğrafçı arasında yer aldı.

(Ajans DORA)

Yorum Yaz

Lütfen Yorumunuzu yazınız!
Adınız

*