DJ Berna Öztürk

0
85

Berna Öztürk, güzel mi güzel, alımlı mı alımlı bir kadın.  Her ne kadar, magazin basının büyük bir bölümü ısrarla ‘Çılgın DJ’ diye lanse etse de O, kendisini çok iyi yetiştirmiş çağdaş bir Türk kadını. Gencecik yaşta başladığı meslek hayatında on parmağına on marifeti, yüzük yapmış takmış. ‘Beyazcam’da reklamlarda, dizilerde, ‘beyazperde’de ve tiyatroda oyuncu, Çarkıfelek yarışmasında hostes, Survivor’da yarışmacı, kabinde DJ…  Aynı zamanda, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü mezunu, yani sosyolog. İngilizce, İspanyolca ve Almanca biliyor, değişik spor dalları ile uğraşıyor, Akyaka’nın en gözde sporu Kıteboard tutkunlarına eğitim veriyor. Güzelliğiyle olduğu kadar, bilgi donanımıyla da dikkat çeken Öztürk, tam bir doğa tutkunu ve sağlıklı, huzur dolu bir yaşamı hedefliyor. Bunun için 8-9 yıl önce İstanbul’dan ayrılıp, Muğla’nın ‘sakin şehri’ Akyaka’ya yerleşmiş.  Doğal beslenmeye özen gösteriyor, sebze meyvesini kendisi yetiştiriyor, paketlenmiş gıda tüketmiyor. Kurnaz, içten pazarlıklı olanlarından hoşlanmadığı insanlardan da doğallık bekliyor. İşte böylesi kıskanılacak özeliklere sahip kadınla, Berna Öztürk’le kadın kadına Akyaka’nın sakin ortamında söyleştik. Bakın, saçlarından daha renkli bir kişiliğe sahip Öztürk’le neler konuşmuşuz..

İÇİNDE YİYECEK  OLAN BUZDOLABI EN BÜYÜK LÜKSMÜŞ!

Acun Ilıcalı’nın ‘Dünyanın en zor yarışması’ diye nitelediği Survivor da yarıştınız. Tekrar teklif gelse yeniden katılmayı düşünür müsünüz?

Aslında bu kameralar önünde olmasa, bir şov olmasa gerçek bir hayat deneyimi. Hani, ‘tok açın halinden anlamaz’ gibi klişe sözleri hep kullanırız ama gerçekten aç kalmadan bu sözlerin geçekliğini anlayamıyorsunuz. Eğer evinizdeyseniz kendi konforunuz içerisinde buz dolabınızda karnınızı doyuracak bir şeyler varsa ve acıkınca veya canınız isteyince, kalkıp yiyecek şansa sahipseniz bu hayattaki en büyük lükslerden biriymiş. Survivor’dan aldığım en büyük derslerden biri bu oldu.

İkincisi ise şudur.

ADA KOŞULARI DEĞİL, İNSANLARIN KURNAZLIKLARI BENİ ÜZDÜ

Bildiğiniz gibi 8-9 yıl önce İstanbul’u terk ettim ve burada, Akyaka’da yaşıyorum. Zaten doğayla iç içeyim, sabahları kumru sesleriyle uyanıyorum bu zaten bir ada hayatı bu nedenle adadaki yaşam koşulları beni pek etkilemez. Ama insan faktörü çok önemli. İnsanların amaçları doğrultusunda ne kadar çirkinleşebileceklerini açıkçası unutmuşum. Bir de üstelik amaç para kazanmak ve televizyon olunca, kötü yüzlerini göstermeye çok meyilli oluyorlar. Ben burada kendime kendi seçtiğim bir çevre içerisinde yaşama şansı yakaladığım için uzun süredir bu konulardan uzak kalmışım. Yarışmaya katılınca kendimi küçücük bir akvaryumdan çıkmış koca bir okyanusa atılmış etrafım piranhalarla çevrilmiş hissettim. İnsanların kurnazlıkları çakallıkları bana çok uzak. Zaten İstanbul’dan ayrılma nedenlerimden biri de buydu. Ben temiz hayatı, dürüst ilişkileri, açık insanları seviyorum. Bu nedenle oradaki ufak hesaplar beni çok üzdü.

AÇKEN SEN, SEN DEĞİLSİN!

Yarışmanın formatı da bu aslında galiba. Yarışma buna zorluyor gibi?

Haklısınız yarış aslında parkurda olmuyor zaten. Yarış geride kalan dinamiklerde oluyor. Bunun bilincinde olarak katılmak farklı bir şey. Çünkü spor ağırlıklı bir yarışma gibi düşünüyorsunuz ama karnınız guruldayarak bunu yapmak çok zor.

Aslında az önce söylediğim çirkinlikleri biraz da açlık  tetikliyor. Açken sen sen değilsin, gerçekten değilsin. Tahammül azalıyor, toleransınız düşüyor.

Sizi başka bir yarışmada daha izledik. ‘İşte benim stilim’ yarışması. Neler söyleyeceksiniz?

O da bambaşka bir deneyimdi benim için çünkü. O da okyanusun stüdyo versiyonuydu. Bir sürü kadın aynı yerde zaten işin doğası gereği egosu yüksek bir yarış. Kıyafet giyiyorsunuz, kombin yapıyorsunuz ve birilerine beğendirmeye çalışıyorsunuz. Orada da bambaşka sosyal deneyimlere maruz kaldım.

Hem ‘Survivor’ hem de ‘İşte Benim Stilim’ şov business dahilindeki işler olduğu için zaten benim bilmekle yükümlü olduğum şeyler. Bu nedenle kendime kızdığım anlar çok oldu. Sistem bu, bunu biliyorum, yıllardır içindeyim.

GERÇEĞİN PEŞİNDEYİM

Şov dünyasına reklam oyunculuğu yaparak başladım, ardından Çarkıfelek hostesliği geldi, bir sürü dizi, sonra tiyatro sonra sinema derken Dj’lik geldi. Değişimler çok hızlı yaşanıyor. Benim şov dünyasına adım attığım zamanlarla içinde bulunduğumuz zaman arasında çok fark var. En büyük etkenlerden biri dünyanın aslında çok küçülmüş olması. Artık bilgiye çok daha kolay ulaşılıyor. Sosyal medya aracılığıyla tanımadığınız insanlar hakkında yorumlar yapabiliyorsunuz. Ben daha gerçek şeylerin peşindeyim. İşte o gerçekliği bir kulübe gidip dinleyicimle birkaç saat birlikte olarak onları dans ettirerek yakalayabiliyorum.

NEREDEYSE 20 YILDIR YILBAŞI KUTLAMADIM

Gece çalışıyorsunuz da, gece hayatını seviyor musunuz?

İlk gençlik yıllarımda ‘Kemancı’ gibi İstanbul gece hayatına ve müziğe yön vermiş mekanlara girip, çıkma fırsatım oldu. Daha sonraki yıllarda ise bu mekanlar çalışma alanım oldular. Yaklaşık 18-19 yıldır yılbaşı kutlamadım. Başka insanlar için özel olan günler benim için iş günleri oldu. Ben de bunu dengelemek için huzuru aradım hayatımda. Bir yanda işim gece işi olduğu için kendi talep ettiği tarz bir hayat varken ben bunu daha sağlıklı ve huzurlu ve güzel bir hayatla dengelemek istedim açıkçası. Artık 35 yaşımdayım.

PAKETLİ HİÇ BİR GIDAYI TÜKETMİYORUM

Yaşınızı hiç göstermiyorsunuz. Genetik özellik olduğunu anlıyoruz ama bunun dışında sırrınız nedir?

İlk gençlik yılları tazeliğin getirdiği bir güzellik oluyor ama bir süre sonra geçiyor. Bence yapılacak en iyi şey hayatımızın sonuna kadar içinde bulunduğumuz bedenimize çok iyi bakmak. Yediğimize, içtiğimize dikkat etmemiz gerekiyor. Ben burada şanslıyım çünkü komşumun tavuğunun yumurtladığı yumurtayı aynı gün yiyebiliyorum. Paketli hiçbir gıdayı kullanmıyorum. Zaten domates biber gibi sebzeleri kendimiz ekiyoruz. Mümkün olduğunca hayatı sade yaşamak çok önemli. Tabi ki, bir bütünüz bedenimizi beslediğimiz gibi ruhumuzu da beslemek zorundayız. Bu nedenle ruhumuzu da temiz tutmak zorundayız. Zaten ruhumuz hasar gördüğü zaman beden üzerinden bize işaret veriyor.

CEZA VERİLMEDİKÇE KÖTÜLÜK NORMALEŞİYOR

Bir hayranınızın saldırısına uğradınız ve saldırganın üzerinden kesici alet çıktı.  Sosyolojik açıdan değerlendirebilir misiniz bu saldırıyı?

Bu konu hakkında çok konuşmak istemiyorum çünkü yargısal süreçteyiz. Bu bir şiddet olayı, yaygara çıkartarak değil yargı yoluyla halledilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu aslında devede kulak bir olay. Maalesef toplumumuzda yaşanan çok üzücü olaylar oluyor. Biri çıkıyor kendinin bir otorite sahibi olduğu yanılsaması olan bireylerin iktidarlarını kanıtlamak için gösterdikleri güç gösterileri oluyor ve bunlar gerektiği gibi cezalandırılmıyor. Beni üzen nokta bu. Ben  bilinçli bir ailesi olan, iyi yetiştirilmiş, iyi okullarda okumuş aydın bir şehirli kadın olarak böyle bir olayı yaşayabiliyorsam Anadolu’nun uzak köşelerindeki  kadınlarımız, çocuklarımız, aciz olan bütün varlıklar neler yaşıyorlar. Bu tür zarar verenler maalesef ceza almadıkları süreçte bu eğilimlerini yükselterek ilerliyorlar, kötülük normalleşiyor maalesef. Bireysel olarak ses çıkartmaktan öte daha kolektif bir şeyler yapılması gerekiyor. Bir sosyolog olarak gözlemim budur.

DUYARSIZLIK DA BENİ ÜZÜYOR

Yasal düzenlemeler yapılmalı. Bunun dışında, sivil toplum kuruluşlarının halledebileceği şeyler var. Bütün vatandaşlık görevlerimizi sonuna kadar kullanmamız gerekiyor. Cürüm gerçekleşmeden aksiyon alınmalı. Duyarlı olunması gerektiğini düşünüyorum ama bu noktada da başka bir sıkıntıyla karşılaşıyoruz. Sadece ülkemizde değil dünyada da çirkin şeyler oluyor. İşte bu noktada bizden hemen programlarımızı iptal etmemiz isteniyor. Aslında bu da bir tür taciz. Bu tür zamanlarda her meslek sahibi işine devam ediyor ama biz çalışamıyoruz. Bu uygulamayı da çok yanlış buluyorum. Çünkü, eğlence mekanlarında da tuvaletleri temizleyen elemanından aşçısına, güvenliğine kadar ekmeğini kazanan pek çok kişi var. Ayrıca böyle bir uygulamayla da hiçbir şiddet eylemine çare bulunmuyor. İşin bu yönünü göz ardı ederek klavye silahşörlükleri oluyor. Kendi olayımdan örnek vereyim size. Saldırı esnasında görgü tanıkları var, adli tıp raporları var, kamera kayıtlarında her şey net olarak görülüyor, suçlunun üzerinden suç aletleri çıkıyor ve ertesi gün magazin programlarında ‘acaba bu gerçekten öyle midir, böyle midir’ diye yorumlar yapılıyor. Ben bir travma yaşamışım, bugün benim başıma gelen yarın bir başkasının başına gelebilir işin bu tarafını kimse düşünmüyor herkes işin magazin tarafında. Beni üzen toplumun bu hale gelmesi.

Tarzınızdan bahsedilirken ‘çılgın’ sıfatı kullanılıyor.  Gerçekten çılgın mısınız?

Önce çılgınlığın anlamını çözmek lazım. Dövmelerim var, pembe, mavi saçlar çok hoşuma gidiyor. Ayrıca yaptığım iş de gerektiriyor. Dj’lik  de dikkat çekmek her zaman hoş görünür.

GÖNLÜMDE YATAN ASLAN OYUNCULUK AMA DJ’LİĞİ ASLA BIRAKMAM

Yakın zamanda, gelecekte hayata geçireceğiniz proje yada projelerinizden bahseder misiniz?

Bu kış için bir dizi bir de tiyatro projemiz var. İmzalar atıldığı zaman seve seve paylaşırım. Bu arada çok sevdiğim arkadaşım Berksan bana bir şarkı hediye etti. Burada olunca piyasadan biraz uzak kalıyorsunuz ama İstanbul’a dönünce deli gibi çalışmak gerekiyor. Oyunculuğu çok özlüyorum.

“Karı mı gördünüz mü?” adlı sinema filminde de rol aldınız.. Oyunculuk mu sinema mı desem?

İvana Sert başrolde oynuyor. Ben de bir iş adamının sevgilisi rolüneyim. Peker Açıkalın, Nuri Alço, Coşkun Göğen  (Tecavüzcü Çoşkun) oynuyorlar.

Gönlümde yatan aslan hep oyunculuk olmuştur. Tiyatro sahnesinde kendimi özgür hissediyorum. Ama hepsinin keyfi, tadı birbirinden başka. Bundan sonra bütün hayatım oyunculuk olsa bile Dj’liği asla bırakmam. Dinleyiciyle müzik üzerinden paylaşım bambaşka bir mutluluk benim için.

GELSİN PARTİLER, EĞLENCELER, DANSLAR DEĞİL BU HAYAT

DJ olmak isteyen, hayal edenlere önerileriniz nedir?

Ben ilk kez Dj’lik yapmaya 16 yaşımda çırak olarak başladım. O yıllarda kabul gören bir meslek değildi. Sonra 15 yıl içinde herkes DJ oldu. Dj olmak isteyenlerin önerim müziği çok sevmeleri, bol bol müzik dinlemeleri ve çalışmaları. Hobi olarak yapmak keyiflidir ama eğer profesyonel olarak yapmak istiyorsanız, lütfen öğrenerek yapın. Bazı üniversitelerde ders olarak verildiğini duyuyorum, elbette eğitimini almak çok güzel ama şart değil. Bu işi başka mecralarda da öğrenilebilirler. Benim yaptığım gibi bir Dj’nin kanatları altına girip öğrenebilirler. Bu zamanda internetten bile öğrenilebiliyor artık. Sadece bu işe gönül versinler. Öyle dışarıdan göründüğü gibi 2 saat müzik çalıyorlar, gelsin partiler, eğlenceler, danslar değil bu hayat. Gerçekten emek verdiğiniz zaman size geri dönüşü olur. Disiplinli olmak, kendinize yaraşır biçimde davranmak çok önemli.

Beğendiğiniz Dj’ler kimler?

Türklerden en beğendiğim ve dünya sıralamasında olan Ümmet Özcan Türk ve dünya dans piyasası için çok önemli bir isim. Aynı mesleği paylaştığım için gurur duyuyorum.

ÖĞRENMEK VE BİLMEK ÇOK HOŞUMA GİDİYOR

Çok yönlüsünüz. Hepsini bir arada nasıl yapabiliyorsunuz?

Annemiz ve babamız bizleri hep çok yönlü insanlar olabilmek adına cesaretlendirdiler. Üçümüz de çok meraklıydık ve birbirimiz çok desteğimiz oldu. Çok okuyorum, okumak için zaman ayırıyorum. Bir şeyleri bilmek öğrenmek çok hoşuma gidiyor. İşlerim gereği dünyanın pek çok yerine gitme fırsatım oldu.

AKYAKA’YA RÜZGARIN PEŞİNE GELDİM.

Akyaka’da bu şirin sakin beldede günleriniz nasıl geçiyor? Ve Akyaka ile ilgili gelecek planlarınız ve hayalleriniz neler?

Kiteboard sporuna olan tutkumu takip ettim. Hatırlıyorum 9 yıl önce ilk defa buraya geldiğimde Sakartepe’den Akyaka’ya inerken tüylerim diken diken olmuştu ve hala Gökova körfezinin o eşsiz manzarasını gördüğümde aynı hislere kapılırım. Buranın insanı iyileştiren bir enerjisi var.

Gündüzleri ablamın kiteboard okulu olan Kite-Mercedes by Bilge Öztürk’te eğitmenlik yapıyorum. Bu disiplini öğrenmek isteyen herkesle deneyimlerimi ve aşkımı paylaşıyorum. Hele ki olimpik olduktan sonra özellikle çocuklarla ve gençlerle. Akşamüstü rüzgar bitince günün yorgunluğunu ablalarım Belda ve Bilge Öztürk’ün sahibi oldukları ‘Por Favor’ isimli Meksika restoranında bulunan, Azmak suyuyla dolu havuzunda serinleyerek atıyorum. Eğitmenlik hem fiziksel hem zihinsel olarak oldukça talepkar bir iş. Ertesi günün programı için Azmak suyuyla yenileniyorum. Buradaki dostlar da bizi yalnız bırakmıyorlar sağolsunlar, gerek onlarla sohbet ediyor, gerek öğrencilerimizle geride bıraktığımız günü değerlendiriyoruz. Bu nedenle Por Favor için, bir sporcu lokali diyebiliriz.

Evimin alt katını stüdyo olarak düzenledim, akşamları ilham geldikçe müzik yapmaya çalışıyorum. Bir yandan kara kalem ve yağlı boya resim çalışıyorum. Bahçe işleri ise ayrı bir kategori! Budanacak güller, gübrelenecek ağaçlar ve toplanacak sebzeler zaten kalan zamanın çoğunu alıyor. Hepsinin yanı sıra DJ performanslarım için de bol bol başka şehirlere seyahat ediyorum.

Bizim sorularımız bitti, buyurun son sözlerinizle söyleşiye siz nokta koyun..

Sizin sayenizde bir kez daha sesimi duyurmak fırsatım olduğu için bütün izleyicilerime ve okurlarınıza  teşekkür ederim. Barış huzur, sevgi ve hoşgörü içinde yüzyıllarca yaşanmasını, kötü şeyleri değil iyi, şeyleri hatırlanmasını istiyorum.

Yorum Yaz

Lütfen Yorumunuzu yazınız!
Adınız

*