Röportaj: DR Bora

0
91

Doktor Bora Oflaz Türkiye’deki turizm hekimlerinin ilki. Ülkemizdeki turizm hekimliğinin gelişmesi ve yaygınlaşmasında çok emeği var.  50 yıllık dostum, okul arkadaşım, sınıf arkadaşım. Yıllar gözlerindeki zeki, afacan ve muzip ifadeyi hiç silemedi. Söyleşimiz sırasında zaman zaman okul yıllarımıza döndük, biraz dedikodu yaptık, Bora’nın akıl almaz serüvenlerine kahkahalarla güldük ve ortaya hoş bir söyleşi çıktı.

14 Temmuz 1960 Çorlu doğumluyum. Aslında doğumum Lüleburgaz da başlamış Çorlu Askeri Hastanesinde tamamlanmış. Annemi ambulansla Çorlu ya getirirlerken kafayı çoktan çıkarmışım. Babam subay olduğu için çocukluk yıllarımda sürekli şehir değiştirdik. İlkokula Sarıyer Büyükdere’ de başladım,  Çankırı’ da devam ettim, Konya’ da bitirdim. Konya Maarif Koleji nin sınavlarına girdim ve kazandım iki yıl sonra babamın emekliliği nedeniyle Kadıköy Maarif Kolejine geçtim. Birkaç yıl Kadıköy Maarif Kolejinde çok keyifli bir öğrencilik yaşadım. Tam gençliğe geçiş dönemimde ailemden gelen kısıtlamalardan kurtulmak için tekrar Konya Maarif Kolejine bu defa yatılı öğrenci olarak geri döndüm. Eskrim sporuyla uğraşıyordum, paraşütle atlamaya başlamıştım ve bu uğraşlarım ailemin pek de hoşuna girmiyordu. Açıkçası özgür olmak istiyordum.

Yatılı öğrencilik yaşamına neler kattı?

İyi ki yatılı okumuşum. Yatılılık bir eğitimdir, bilinçtir. Paylaşmayı, dostluğu, kendini yönetmeyi, doğru kararlar vermeyi, hayata tutunmayı öğreniyorsun. Kesinlikle başarıyı getirdiğine ve hayata çok sağlam hazırladığına inanıyorum. Yatılılık güzeldir.

Türkiye 57. si olarak İstanbul Çapa Tıp Fakültesine girdim.

Sen de bilirsin, üniversite yıllarımız siyasi olaylar nedeniyle travmatik bir dönemdi. Çok etkilendiğim bir olay vardır. Sabahları Salacak’tan 7:20 vapuruna binerdim ve 8:00 gibi okulda olurdum. Okul kapılarını 8 :30 da açtığı için, kapılar açılıncaya kadar dışarıda beklemek zorundaydık. Tıp fakültesi ile eczacılık fakültesi yan yanaydı.  Bir sabah vapuru kaçırdım, 8:05 vapuruna bindim. Aynı sabah eczacılık fakültesinin önüne bomba atılmış ve çok ölen olmuştu, oluk oluk kan akmıştı hatta bir sınıf arkadaşımın da kolu kopmuştu. İyi ki vapuru kaçırmış ve geç kalmışım.

Okulun yemekhanesinde kavga esnasında birbirimizin kafasında kırmayalım diye cam sürahiler, kesici aletler filan kaldırılmıştı, kumanya dağıtılırdı ve kumanyada sürekli tavuk çıkardı. Beyazıt kulesi de okulun bahçesinde üstelik üzeri de martı dolu olduğu için kumanyalarda verilen tavuk muydu martı mıydı hiç bilemedik.

Tıp fakültesinde okuduğum 6 yılın son dört yılında yılbaşlarını hep nöbette geçirdim

Fakültenin son yıllarında devamlı nöbetlere kalırdım çünkü özellikle cerrahi ve ortopedi acillerinde daha çok vaka görebiliyordum dolayısıyla daha çok şey öğreniyor deneyim kazanıyordum. Çapa Tıp Fakültesinin güzel yanı eğer öğrenmek istiyorsan sana bütün kapıları açıktır.

Mezuniyet senemde Amerika dan dünyada 1 kişiye verilen genetik mühendisliği bursunu kazandım ama gidemedim. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti mecburi hizmetimi yapmadan gidemeyeceğimi bildirdi. Maalesef ben mecburi hizmete başladıktan 3 ay sonra bu kanun değişti. Yurt dışından özel burs kazananların gidebilecekleri, mecburi hizmetlerinin kalanını dönüşlerinde yapabilecekleri yönünde bir kanun çıktı.

1984 yılında mecburi hizmet kuramda Marmaris çıktı.

Çok sevindim, Marmaris çok güzeldi ama öte taraftan doğuya giden arkadaşlarım vardı. Bir kısmı çok iyi koşullarda çalıştılar ama bir kısmı da yol su elektriğin olmadığı köylerde kümes gibi ortamlarda çalışmak zorunda kaldılar. Pek çoğu istifa etti ve askeri doktorluğa geçtiler.

Marmaris’e geldiğim yıllarda zor koşullarda yaşamak zorunda kaldım. Herşeyden önce kalacak yer yoktu. Yalancı boğaza giderken ziraatçilerin çadır kampında tepesi neredeyse yarı açık taş bir klübeye yerleştim. Kendi çabamla klübeyi biraz yaşanacak hale getirebildim. Çok hasta bakıyordum öte yandan da okul taramaları yapıyorduk. Okul taramaları çok önemliydi. Geçen gün Migros ta yanıma genç bir kız geldi. “Doktor bey beni tanıdınız mı?” diye sordu. Tanıyamadım. Ortaokuldayken okul taramaları sırasında kalbinde delik olduğunu tespit etmişim. Ameliyat olmuş şimdi evliymiş ve çocukları varmış. Bunlar gerçekten çok güzel şeyler. Taramalarda muazzam akut romatizmal ateş yakaladık. Ciddi diş problemleri vardı. Maden tetkik arama enstitüsüne  buradan toprak numuneleri gönderdim. Her ne kadar deniz kenarı olsa da burası volkanik karakterli bir bölge olduğu için iyot brom ve florun olmadığı saptandı. Buna bağlı olarak çok fazla endemik guatr tespit ettik. Bu örnekleri çoğaltabilirim. Bütün bunları göz önünde bulundurarak taramaya ve koruyucu hekimliğe çok önem veriyorum.

Sağlık bir haktır bu çok önemli benim açımdan. Sağlıklı olmayan kişiye sağlığına yeniden kavuşması için gereken her şeyin devlet tarafından yapılması gerektiğine inanıyorum. Elbette doktorların da ev ve aile geçimleri için para gereksinimleri var ama keşke şöyle bir sistem mümkün olsa da doktorla hasta arasında direk veya indirek para söz konusu olmasa.

Her hastaya kendi annen, eşin, baban çocuğun kardeşin gibi bakacaksın. Ne eksik ne fazla.

Çünkü gereksiz yapılan her şey hastaya zarardır. Mesela geçtiğimiz günlerde meclise kanser vakalarındaki artış nedeniyle bir soru önergesi verildi. Artar tabi ki çünkü gereksiz tetkikler yapıyorsun ve hastayı radyasyona tabi tutuyorsun. En iyi reçete bilgidir.

Prensip olarak Türklerden para almıyorum çünkü devletin milletin vergisi ile okudum ve bunun mecburi hizmetle filan geri ödenemeyeceğini düşünüyorum.

Şimdiye kadar hiçbir hastadan para talep etmedim, param yok diyen hastalara da böyle bir talebim olmadığını hep anlatmak zorunda kalıyorum. Bazen müdahale ettiğim bazı hastalar arasında mahcup hissedenler oluyor. “Dr. Bey ben size mutlaka bu parayı yollayacağım” diyor. Rahatlatmak için tamam diyorum, bankamın hesap numarasını veriyorum ve kağıdı daha merdivenden inerken buruşturup attıklarını görüyorum. Zaten para vermesi için zorlamıyorum, isteme bari hesap numarasını. Gerçekten üzülüyorum. Kendimi aptal yerine konmuş hissediyorum.

Turizm hekimliğin nasıl başladı?

Aslında turizm hekimliği diye bir şey kavram olarak var ama pratikte böyle bir şey olamaz. Hasta hastadır hekim hekimdir.

Mecburi hizmetimden sonra Marmaris’te yaşamaya karar verdim, 18 metrekare ufak bir muayenehane açtım ve ilk kez yabancı hasta görmeye başladım.  1989 yılında Türk Tabipler Birliği turizm hekimliği sertifika programı düzenledi. Bu konuda bilgi ve deneyim sahibiydim bu nedenle benim de katılabilmem için ilk semineri Marmaris’te yapmaya karar verdiler çünkü çok yoğundum ve buradan ayrılamıyordum.  Bu işi ilk başlatan bendim çünkü sistemik olarak ilk turist hasta gören, sigorta şirketleri ile anlaşma yaparak onların tercih edilen doktor statüsüne giren ilk doktordum.  Şimdi 23 tane sigorta şirketinin hem tıbbi danışmanıyım, hem ikinci görüş doktoruyum hem de tercih edilen doktorlar listesinde yer alıyorum.

Seminer çok güzel hazırlanmıştı, programa konuyla ilgili dersler koymuşlardı. Hasta nakilleri, repatreasyon, sigortalar, sigortaların nasıl işlediği, terminoloji gibi 12 tane dersi ben verdim.

5- 6 tane seminer daha yapıldı ve çok güzel paylaşımlar oldu ama bu seminerler esnasında en çok dikkatimi çeken ben her türlü bilgi birikimimi paylaşmaya çalışırken katılımcıların işin ekonomik yönünü ön plana almaları ve bu konuda sorular sormaya başlamaları oldu, ilginç.

Sağlık turizmi ile ilgili neler düşünüyorsun?

Turizm hekimliği ayrı bir şey sağlık turizmi ayrı bir şey. Sağlık turizminin Türkiye’de olumlu işleyeceğini düşünmüyoum.  Birincisi mali sorumluluk sigortası.  Türkiye de 100 doktordan birinde bu sigorta var ve olanın da teminatları çok düşük. İkincisi estetik ve implant dahil sağlıkla ilgili herhangi bir nedenle Türkiye’ ye hasta getirdiğini düşün. Hasta evinden 500 metre uzaklaştıktan sonra buraya gelip tekrar evine dönünceye kadarki sağlık sigortasının kapsamı senin sorumluluğunda. Bunu devlet garanti edemez. Üstelik Türkiye’ ye seyahat edecek turistlerin seyahat sigortaları artık Ortadoğu kapsamına alındı yani Ortadoğu riskine girdik, pirimler Afrika’dan bile yüksek. Sağlık turizmi bu koşullarda çok zor.

Bazı sağlık kurumları sağlık turizmi yaptıklarını belirtiyorlar ama

Türkiye’ de gerçek anlamda bir tek yerde yapılıyor. Norveç hükümeti vatandaşlarını Romanya daki kaplıcalara gönderirdi şimdi Romanya’daki krizden sonra Türkiye’ ye Agamemnon Kaplıcalarına (Balçova Kaplıcaları) gönderiyor, Türkiye’ ye para ödeyerek rehabilitasyon ve fizik tedavilerini karşılıyor.

Dr. Bora’nın harika uçak anıların var

İşim nedeniyle yurtiçi özellikle yurtdışı seyahatlerim çok oluyor, acı tatlı bir sürü uçak anım var ama şu anda aklıma gelen ve beni çok güldüren iki tanesini anlatayım.

THY uçağında  paranoyak, şizofren, klostrofobili bir adam denk geldi.  Amerika’dan sınır dışı edilmiş ilaçlarını da yanına alamamış. Uçağın içinde sağa sola koşan bir adam düşünsene. “Doktor var mı?” diye anons edildi ama adama doktor değil bodyguard lazım. Neyse tuttuk, oturttuk, konuştuk, ikna ettik. Adamı uyutmam lazım ama hiçbir şey yok . Uçakta pilot ve doktorun açabileceği bir acil yardım kutusu var anahtarı başka uçuş ekibinde kalmış açılmıyor. Kutuyu yanlarından kanırtarak biraz araladık, gerekli ilaçları parmaklarımızın ucuyla çektik aldık ve adama yaptık. Adam uyudu ama uçuş   uzun adam bir süre sonra tekrar uyanmış. Ben de o sırada tuvaletteyim, tuvaletten bir çıktım ki adam uçağın içinde hostesleri peşine takmış  “Doktor abim nerede?” diye koşuşturup duruyor. Tekrar kutuya el attık tekrar iğnesini yaptık ve yolculuğun sonuna kadar uyutmayı başardık.

Yine uçakta bir adam hipoglisemiğe girmiş kendinde değil. Okyanusun üzerindeyiz, beyin hipoglisemide 10 dakika kalsa gitti. Uçakta %20 lik glikoz bulduk hemen damarı açık glikoz taktık adam kendine geldi.  Teşekküre bile etmedi çünkü businessclass ta oturuyor.  Ama uçak şirketi teşekkür amaçlı hiç kullanmadığım bir 50 bin mil hediye etti.

Bir de çinicilik tarafın var. Nasıl başladı çinicilik?

Çiniye önce sanatsal mozaikle başladım. Aslında asıl gitme nedenim mozaik yapmak değildi. Kurs katılımcılarının yaş ortalaması bir hayli yüksekti. Yaşlıların meşguliyet tedavisi ile topluma çok daha yararlı olacaklarını, emeklilik sonrası yıkımın önlenebileceğini düşündüğüm için bunu gözlemlemek amacıyla gittim. Kursta emekli bir albay vardı bana “doktor bey ben şimdi eski muharipler derneğinde duman içinde kağıt oynayacağıma buraya gelirim bunu yaparım. İyi olmadığımı biliyorum ama kendime güvenim artıyor, bir şeyler çıkartıyorum ve işe yaradığıma inanıyorum” dedi. Bu çok hoş bir düşünce . 1 yıl mozaiğe devam ettim.  Üniversite yıllarımda tezhipçik yapmıştım. Çini ve tezhip birbirlerine çok benziyor bu nedenle çiniye geçtim. Şimdi kendi atölyem var fırsat buldukça çini yapıyorum. Birkaç yıl  önce Marmaris’ te iki kez çini sergisi açtık. Sergilerimiz çok başarılı geçti.

RÖPORTAJ: GÜL ÖZDÜNDAR ŞENAY

Yorum Yaz

Lütfen Yorumunuzu yazınız!
Adınız

*